Kağıthane Masaj Salonu Hizmeti – Masör Ece
Kağıthane Masaj Salonu Hizmeti – Masör Ece
Kağıthane Masaj Salonu son sınıfın ortalarındayken Trecourt, her birimizle teker teker mevzuştu ve daha şimdiden yüreklerimizi soğutmamamızı, kurutmamamızı diledi. Aksi biçimde, okuldaki öğretmen hanımlardan farkımız kalmayacaktı bizim de. Hiç kuşkusuz melek şeklinde kadınlardı hepsi, fakat onların izinden yürümesek daha iyi olur diye öğütledi. Trecourt’un iyi niyetli sözleri beni duygulandırmış, kendine aykırı olan bu tutumu ise şaşırtmıştı. Kendimi dine adamayacağıma söz verdim. Bunu düşünmek bile, Zaza’yı hayrete düşürecek kadar itici geliyordu bana Öğretmenlerimizle alay etmesine karşın, onlara hâlâ saygı ve sevgi duyuyordu. Ben okuldan ve öğretmenlerden ayrılırken, en küçük bir pişmanlık duymayacağımı söylemiş olduğim süre, bunu oldukca tuhaf karşıladı.
Kağıthane Masaj Salonu yaşamım sonlanıyordu. Onun yerine bir başka şey başlayacaktı. Neydi o başlamış olacak olan? Leş Annales’de okuduğum bir yazı, düşlere vurdu beni. Sevres’deki kız öğretmen okulunun eski öğrencilerinden biri anılarını anlatıyordu. Genç, güzel, bilgiye susamış hanımların, geceleri ay ışığında bahçede iyi mi dolaştıklarını, pınarların sesine kansan mırıltılarını uzun uzadıya anlatıyordu. Ama annem, Sevres’deki Ecole Normale Superieure’e gitme fikrimi hiç hoş karşılamadı. Ben de sonradan düşündüm. Paris’ten uzak, bir sürü kızla bir yere kapanmak beni de pek açmadı. Öyleyse ne yapacaktım? Seçmenin zorunluluğundan, keyfime kalmış bir şey oluşundan ürküyordum. Elli yaşına geldiği biçimde, hâlâ geleceğini itimat altına alamamış olan babam, her şeyden önce kendime güvence sağlamam gerektiği görüşündeydi. En iyisi memur olmak diye düşünüyordu.
Kağıthane Masaj Salonu
Kağıthane Masaj Salonu hizmetine girersem, hem belirli bir maaşım olacaktı, aynı zamanda emeklilik hakkım. Biri, ITEcöle deş Chartes’ı, paleografi ve kütüphanecilik öğrenimini öğüt verdi. Annemle beraber, Sorbonne’a gittik; orada bir hanımla görüşecektik, iki yanı kitaplarla kaplı, bitmek bilmez koridorlardan geçtik. Yer yer kapılar vardı. Bunlar, kitapların sınırlandırıldığı odalara açılıyordu. Çocukken, bKağıthanein koruyucusu olan bu kitapların tozlu havası içinde çalışmayı düşlerdim; bugün Kutsalların en kutsalına yaklaşıyormuşum gibi bir duygu vardı içimde. Görüşmeye gittiğimiz hanım, bize kütüphaneciliğin çekici yanlarını ve zor taraflarını bir bir anlattı. Sanskritçe öğrenmem gerektiği düşüncesi duralattı beni; aslabir işe yaramayan detayları edinmek ilgilendirmiyordu beni. Tek isteğim, felsefe öğrenimime devam etmekti. Resimli bir dergide, Matmazel Zanta isminde bir kadın düşünürden söz edildiğini okumuştum. Doktorasını vermişti. Boy boy resimlerini basmışlardı dergiye. Ciddi ve düşünceli bir pozda, masasında otururken resimleri vardı.
Evlat edinmiş olduğu yeğeniyle beraber oturuyordu. Böylece düşünsel yaşamını, kadıncıl sağduyunun gerekleri ile bağdaştırmasını da bilmişti. Günün birinde benim için de böyle övgü dolu sözler yazılmasını ne denli arzu ederdim! O günlerde, felsefeyi bitirmiş, doktora vermiş hanımların sayısı, bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar azdı. Ben de onlardan biri olmak istiyordum, işi ergonomik açıdan ele aldınız mı, felsefe öğrenimini bitirdiktan sonrasında, öğretmenlikten başka çalışacak bir alan yoktu. Buna karşı değildim. Babam da karşı çıkmadı bu tasarıma. Ama, onun bunun evine gidip özel ders vermemin saslınü bile etmiyordu. Bir lisede vazife almalıydım. Neden elmasındı? Bu çözüm aklıma yattı, babam da huzura erdi. Annem, bu kararımı öğretmenlerime açıklarken, korkudan tir tir titriyordu; öğretmenlerin simaı asıldı bu habere. Bütün yaşamlarını, dinsel eğitim yapmayan kuruluşlarla cenkmaya adamışlardı.
Son yorumlar